6 Haziran 2026 - 17:21
Dİreniş Cephesi'nin doktrini küresel düzeye ulaştı: Hürmüz'den Kızıldeniz'e

Yemen Devrim Lideri Abdülmelik El-Husi’nin, “bölgede her düzeyde çatışma tırmanışına hazır oldukları” yönündeki açıklamaları, bir caydırıcılık mesajı olarak değerlendiriliyor. Analistlere göre, yıllarca iç savaş ve dış müdahaleyle mücadele eden Yemen, artık bölgesel denklemde sadece bir çatışma cephesi olmaktan çıkmış durumda. Ülkenin Babülmendep Boğazı üzerindeki stratejik konumu sayesinde küresel ticaret ve enerji arzı üzerinde doğrudan etki yaratabildiği belirtiliyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Yemen Devrim Lideri Abdülmelik el-Husi tarafından yapılan son açıklamada, hareketin “bölgede her düzeyde çatışma tırmanışına hazır olduğu” ifade edildi. Gözlemciler, bu söylemlerin ABD, İsrail ve bölgesel aktörlere yönelik bir caydırıcılık mesajı taşıdığı şeklinde yorumlanıyor. Son iki yılda yaşanan gelişmelerin, Yemen’in artık bölgesel denklemlerde marjinal bir oyuncu olmadığını gösterdiği kaydediliyor.

Uzmanlara göre, yıllarca iç savaş ve dışarıdan yapılan askeri müdahalelerle sarsılan Yemen, bugün “Direniş Ekseni” içinde en önemli caydırıcılık unsurlarından birine dönüşmüş durumda. Bu aktörün, kendi coğrafyasının ötesine geçerek küresel ekonomi, uluslararası ticaret ve büyük güçlerin güvenlik hesaplamaları üzerinde etki yaratabildiği ifade ediliyor.

“Büyük İsrail” projesi ve bölgesel yeniden şekillendirme

Ensarullah lideri konuşmasında, “Büyük İsrail” olarak tanımlanan ve Ortadoğu haritasını değiştirmeyi hedefleyen bir projeden söz ettiği aktarılıyor. Gazze savaşı sonrasında birçok gözlemcinin, İsrail rejimi ve Batılı destekçilerinin bölgede bağımsız aktörleri sınırlandırmayı ve direniş kapasitelerini gelecekteki denklemlerden çıkarmayı amaçlayan yeni güvenlik düzenlemeleri peşinde olduğunu belirttiği kaydediliyor.

Bu bağlamda El-Husi’nin, Yemen’i yalnızca kendi ulusal çıkarlarını savunan bir aktör olarak değil, Gazze’den Lübnan’a, Irak’tan bölgenin diğer noktalarına uzanan bölgesel bir cephenin parçası olarak tanımladığı ifade ediliyor. Aynı açıklamada, Direniş Ekseni ile sürekli bir koordinasyon içinde olunduğu ve bu cepheye yönelik kapsamlı bir savaşın karşılıklı yanıtla karşılanacağı vurgulanıyor.

Babülmendep’in stratejik ağırlığı

Analistler, El-Husi’nin uyarılarına ağırlık kazandıran tek unsurun Yemen’in füze ve İHA kapasitesi olmadığını belirtiyor. Ülkenin eşsiz jeopolitik konumu öne çıkıyor. Babülmendep Boğazı’nın, dünyanın en hassas enerji ve ticaret güzergâhlarından biri olduğu kaydediliyor. Bu su yolunun en dar noktasında yaklaşık 30 kilometre genişliğe sahip olduğu ve Yemen ile Cibuti-Eritre arasında uzandığı ifade ediliyor. Pek çok uzmanın, Babülmendep’i Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı ile birlikte küresel ticaretin üç ana şah damarından biri olarak değerlendirdiği aktarılıyor.

Uluslararası tahminlere göre, bu güzergâhtan günlük 6 milyon varilin üzerinde ham petrol ve türevlerinin geçtiği belirtiliyor. Ayrıca dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin ve küresel konteynır trafiğinin yaklaşık yüzde 30’unun doğrudan veya dolaylı olarak bu su yolunun güvenliğine bağlı olduğu ifade ediliyor. Yılda on binlerce ticari geminin, tankerin ve askeri geminin Babülmendep’ten geçtiği kaydediliyor.

Uzmanlar, bu geçitte yaşanacak herhangi bir aksamanın gemileri Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’na yönlendireceğini, bunun da deniz yolculuğuna 6 bin ila 10 bin kilometre ekleyerek küresel navlun maliyetlerini ciddi şekilde artıracağını hesaplıyor. Bu nedenle Babülmendep’in kontrolü ve güvenliğinin yalnızca bölgesel değil, uluslararası ekonomi ve güvenlik açısından da hayati olduğu vurgulanıyor. Batılı medya kuruluşları ve düşünce kuruluşlarının da defalarca Yemen’in küresel deniz güvenliğindeki belirleyici rolüne dikkat çektiği hatırlatılıyor.

Füze ve İHA’nın ötesinde bir güç

Gözlemciler, Yemen’in gücünün yalnızca sahip olduğu füze veya İHA sayısından ibaret olmadığını belirtiyor. Ülkenin en önemli stratejik avantajının, küresel ekonominin en hassas damarlarından biri üzerinde etki yaratabilme kabiliyeti olduğu ifade ediliyor. Geçtiğimiz aylarda birçok uluslararası denizcilik şirketinin bu nedenle rotalarını değiştirmek ve nakliye maliyetlerini artırmak zorunda kaldığı kaydediliyor.

Analistlere göre, Gazze halkın direnişinin sembolü haline geldiyse, Yemen de coğrafyayı stratejik güce dönüştürmenin simgesi haline gelmiş durumda. Yıllarca abluka altında tutulan bir ülkenin artık dünyanın en önemli güvenlik denklemlerinin bir kısmını etkileyebildiği gözlemleniyor.

ABD’nin çok cepheli krizi

Değerlendirmelerde, ABD açısından durumun geçmişe kıyasla daha karmaşık hale geldiği belirtiliyor. Washington’un son yıllarda Ukrayna savaşı, Doğu Asya’da Çin ile rekabet ve Batı Asya’da İsrail rejimine destek gibi birden fazla krizi aynı anda yönetmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu tabloda, bölgede yeni ve geniş bir cephenin açılmasının ABD için ağır maliyetler doğurabileceği değerlendiriliyor.

El-Husi’nin, Washington’un Direniş Ekseni’ni kapsamlı bir çatışmaya sürükleme çabalarına ilişkin uyarısının da bu çerçevede okunduğu kaydediliyor. Deneyimlerin gösterdiğine göre, ABD ve müttefikleri askeri baskıyı artırmaya her kalkıştığında, direniş cephesinin tehdit dengesi oluşturarak karşı tarafın karar alma maliyetini yükseltmeye çalıştığı hatırlatılıyor.

Bölgesel aktörlere uyarı

El-Husi’nin konuşmasının bir diğer önemli boyutunun, bölge ülkelerine İsrail rejimi adına savaşa girmemeleri yönündeki açık uyarı olduğu belirtiliyor. Bu ifadelerin, Ensarullah liderinin bazı bölgesel aktörlerin Amerikan planları çerçevesinde direnişi dizginlemek için sahada yer alabileceği yönündeki kanaatini yansıttığı aktarılıyor. Bununla birlikte, son yıllardaki deneyimlerin çoğu bölge hükümetinin de kapsamlı bir savaşın sonuçları konusunda bilinçli olduğunu ve geniş çaplı bir çatışmanın parçası olmaya pek istekli olmadığını gösterdiği kaydediliyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha